Şeytan Rock Müziğinin Tam Kalbinde

Sabote.com Yazar Mc Rap

Led Zeppelin… Michael Jackson… Beatles… Madonna… Metallica… Eagles… Rolling Stones… "Dikkatli" müzikseverler, her biri rock müzik tarihinde birer kilometre taşına dönüşmüş bütün bu solist ve grupların birçok sevilen parçasında son yıllarda ardarda "şeytana övgüler içeren bölümler" yakalıyorlar.
Pekiyi, nasıl oluyor da sözleri görünüşte son derece anlaşılır ve masum olan, dahası yıllardır müzikseverler tarafından keyifle mırıldanılan bunca ünlü şarkıda "satanizm propagandası" yapılabiliyor? Cevap, tam da şeytani bir zekâya yaraşır cinsten: Satanist propaganda cümleleri bu tip şarkılar sadece geriye doğru çalındığında duyulabiliyor!

Madonna'nın piyasaya ilk kez sürüldüğü 1987 yılında müzik listelerini altüst eden ve günümüzde de genç kuşaklarca hâlâ ilgiyle dinlenen kült parçası "Like a Prayer" (Bir Mümin Gibi) şu bildik cümleyle başlar: "Life is a mystery…" (Hayat bir sırdır).
"E, ne var ki bunda haber olacak, şeytan bu cümlenin neresinde?" dediğinizi duyar gibi oluyoruz.
Oysa şeytan, kendisine yakışacağı üzere, sözkonusu şarkının tam "tersinde" yerini almış durumda. Parçayı bir MP3 kaydı şeklinde edinip giriş bölümünü tersine okumayla dinlediğiniz zaman Madonna'nın âdeta yalvarır bir edâyla "O, hear our savior satan" (Kurtarıcımız şeytan, duy bizi!) dediğine dehşet içinde tanık oluyorsunuz.
Diyelim ki bu yalnızca can sıkıcı bir tesadüf, İngilizce fonetiğinin Madonna'ya yaptığı bir azizlik… O hâlde, ondan çok daha ünlü bir başka örneğe, 30 yıldır dünyayı kırıp geçiren ve artık "damar romantizm"in simgesine dönüşmüş olan bir besteye, "Hotel California"ya geçelim hemen. Eagles grubunun dinleyenlerin bir türlü tadına doyamadıkları, geniş kitleleri her dem mest eden bu parçasının bir dizesi aynen şöyle: "There were voices down the corridor, thought I heard them say, welcome to the Hotel California." (Duyduğum sesler koridorun derinliklerinden geliyordu, onlara Hotel California'ya hoşgeldiniz de.) Oteline gelen konuklara güleryüzle hoşgeldin demek her işletmecinin en doğal görevi elbette, ancak bu bölümü tersten dinlediğinizde "Yeah Satan, he organized his own religion" (Yaşasın şeytan, o kendi dinini kurdu) diye başlayan ve şeytana bağlılığı yücelterek sürüp giden bir bölüm duyuyorsanız, o zaman işler bir parça değişecektir. Üstelik, "California"nın gerçekte bir otel falan değil Los Angeles'te büyük bir caddenin adı olduğunu ve yeryüzünün ilk resmî şeytan tapınağının da 1968 yılında satanistlerin lideri Anton Zsandor Lavey tarafından yine bu cadde üzerinde kurulduğunu biliyorsanız, huylanmalarınız daha da artacaktır. Çoğunluğu ABD'de ve İngiltere'de faaliyet gösteren bir dizi din adamı ile müzik araştırmacısı, içinde "satanist" propaganda cümleleri barındıran bu gibi kült mertebesine erişmiş parçaların sayısını günümüzde 50'ye kadar ulaştırmış durumdalar. Bu irkiltici listede Michael Jackson'dan Metallica'ya, Led Zeppelin'den Rolling Stones'a, AC/DC'den Beatles'a dek uzanan daha birçok ünlü solist ve grubun yer alması ise durumu daha da vahimleştiriyor.

"Back-masking" tekniğinin uygulanışı
Yeni Şafak muhabirinin internet üzerinden ulaşarak konuyla ilgili görüşlerine başvurduğu Amerikalı müzik araştırmacısı Jeff Milner, satanist inanç dalgasının rock grupları arasında özellikle 1960'ların sonları ile 1970'lerde büyük bir hızla yayıldığına dikkati çekerek, içinde bu tür mesajlar barındıran bestelerin de daha çok bu döneme ait olduğunu vurguladı. "Böyle yüzlerce parça yapıldığına inanıyorum, ama kesin olarak ortaya çıkartılanlar şimdilik birkaç düzine kadar" diyen Milner, geçmiş müzikal kayıtları ayrıntılı biçimde incelemeye olanak veren dijital stüdyo teknikleri geliştikçe her geçen gün yeni yeni örneklerin günışığına çıkacağını belirtmekte.
Konuyla ilgili olarak ayrıntılı bilgiler veren Amerikalı araştırmacı, bir bestenin içine ters yönde dinlendiğinde ortaya çıkan mesajlar yerleştirmenin teknik yöntemini ise şöyle açıkladı:
"Yapılan işe müzik endüstrisinde "back-masking" (arka planı perdeleme) deniliyor. Besteci önce asıl söylemek istediklerini aynen şarkı söyler gibi banda okur. Sonra bunları tam tersten tekrar tekrar dinleyerek, o gizli cümleleri elde edebilmek için ne tür bir güfte yazması gerektiğini tesbit eder. İstediği sesleri veren söz dizinlerini sabırla oluşturup okuduğunda ise parça artık geriye doğru her çalınışında bu tür propagandist bölümler içerecektir. Buradaki amaç mesajı geniş kitlelerle değil, yalnızca mürit düzeyine ulaşmış olan sıkı takipçilerle paylaşmaktır. Yani, tıpkı Ortaçağ'ın ürkütücü okültist grupları gibi fanatik hayranlarıyla bir tür tarikat ilişkisi içindeler. En sevdikleri arka plan nakaratı ise 'natas'tır. Yani, şeytanın İngilizce tersten yazılışı. Günümüzde böyle örneklere özellikle metal müzikte rastlıyoruz. Rock müzik tarihinde ise bu tür denemeleri en sık yapan müzisyenler Led Zeppelin'den Jimmy Page ve Robert Plant'tir. Bildiğiniz gibi, her ikisinin de sadık birer satanist olduğuna ilişkin iddialar son otuz yıldır dilden dile dolaşmakta. Ama onlar bunu sürekli reddettiler. Bunun dışında Rolling Stones'tan Mick Jagger'in, Michael Jackson'un ve Beatles üyelerinin de bu işlere meraklı olduğu yönünde bazı bulgular var. Bu sanatçıların hepsinin ünlü satanist lider Aleister Crowley'e karşı özel bir ilgisi vardı. Öyle ki Beatles, Crowley'in resimlerini albümlerinin kapaklarına kadar taşıdı."
1875-1947 yılları arasında yaşamış olan İngiliz din düşmanı ve büyücüsü Crowley, müritlerine tersten konuşmanın "şeytanın dili" olduğunu anlatır ve onlara tersten konuşma sanatını mutlaka öğrenmelerini öğütlerdi.
Felaketler dizisiyle sarsıldılar
Albümlerinde elde ettikleri büyük müzikal başarılara karşın özel yaşamları kimi dönemlerde tiksinti verici türden yozluklara sahne olan Led Zeppelin üyeleri, zirveden hiç inmedikleri 1970'lerde ilk darbeyi grubun solisti Robert Plant'in küçük oğlunun 1978'de âni bir mide rahatsızlığı sonucu ölmesiyle aldılar. Bazı İngiliz yayın organları bunun rakip bir okültist grubun küçük çocuğa yaptığı ölüm büyüsü yüzünden gerçekleştiğini bile savundu. Çünkü hem grubun solisti Plant'in hem de gitarist Page'in yoğun olarak büyücülükle ilgilendikleri dedikoduları o günlerde ayyuka çıkmış durumdaydı. Grubun satanist olduğu yönündeki bu tür suçlamalar giderek arttı ve sonuçta batıdaki 40 büyük radyo istasyonu aldıkları ortak bir kararla Led Zeppelin albümlerini çalmayı reddettiler. Bu arada grup, şaibeli şarkı sözlerini ve konserlerindeki kışkırtıcı tutumlarını dikkatle izleyen kilisenin de aforoz tehdidiyle karşı karşıya kalacaktı.
Yoğun biçimde uyuşturucu kullanıp Page'e ait gizemli şatolarda kara büyü toplantıları yapan Led Zeppelin'ciler son "ilahî darbe"yi ise 1980 yılında aldılar. Grubun belkemiği sayılan ve müzik tarihin gelmiş geçmiş en başarılı davulcusu olarak kabul edilen "Bonzo" lâkaplı John Bonham, bir konser öncesinde kaldıkları otelde genç yaşta hayatını kaybetti. Henüz 32 yaşında olan Bonham, aşırı alkolden dolayı komaya girdiği odasında ölü bulunduğunda, kendi kusmuğunun içinde boğulmuş bir durumdaydı. Led Zeppelin üyeleri bu olaydan sonra grubu bir daha biraraya gelmemek üzere dağıttılar.
Led Zeppelin'den satanist şarkıların en azılısı:
Stairway to Heaven (Cennete Uzanan Merdiven)
Rock tarihinin Pink Floyd ile birlikte en karizmatik iki grubundan biri olarak kabul edilen Led Zeppelin, aynı zamanda "içine şeytanî mesajlar gizlenmiş besteler yapma" konusunda da sabıka dosyası en kabarık ekip… Grubun günümüzde artık bir efsaneye dönüşmüş durumdaki ünlü şarkısı "Stairway to Heaven" ise bu sinsi kamuflajın teknik başarı açısından zirveye ulaştığı çalışma oldu. Bir grup Batılı araştırmacının, toplam süresi 12 dakikayı bulan bu popüler şarkının ortalarında bir yerde yakaladığı tüyler ürpertici "back-masking" bölümü aynen şöyle: (Şarkının normal akış cümleleri / 04'20"-04'41" arası)
"If there's a bustle in your hedgerow, don't be alone now,(Eğer bahçenizde bir karışıklık varsa, sakın ola hiç telaşa kapılmayın)
It's just a spring clean for the May queen.(Bu sadece Mayıs kraliçesinin yaptığı bir bahar temizliğidir)
Yes there are two paths you can go back,(Evet, iki patika yol mevcut izleyebileceğiniz)
But in the long run there's still time to change the road you're on."(Fakat böylesine uzun bir koşuda üzerinde ilerlediğiniz yolu değiştirmek için hâlâ zamanınız var)
Bu hâliyle en azından görünürde hiçbir satanik propaganda içermeyen şarkı, bir MP3 kaydından aynı hızla tam tersine çalındığında ise yukarıdaki cümleler şu biçimi alıyor:
Here's my sweet satan / İşte benim sevimli şeytanım
The one whose little path would make me sad whose power is satan / Bu küçük patikada ilerleyen beni hasta eden şey, şeytanın gücüdür
He'll give you 666 / O sana (şeytanın İncil'deki simgesi olan) 666 sayısını verecek
There was a little toolshed where he made us suffer, sad satan / Kederli şeytanın bize ızdırap verdiği bir malzeme kulübesi vardı (Burada geçen "malzeme kulübesi/toolshed" deyimi de bir başka şifre. Bu, grup üyelerinden Jimmy Page'in satanik ayinler düzenlemek üzere 1970'lerde satın aldığı tarihî bir evin adıydı.)
Parçada ayrıca, "Your stairway lies on the whispering wind" (Merdivenin fısıldayan rüzgarın üzerinde uzanır) dizesi de tersten dinlendiğinde "Because I live for satan" (Çünkü şeytan için yaşıyorum) sonucunu veriyor.

İsrail Zulmü

Sendika.org Yazar Abu Şahmuz Demir

Vahşetin, zulmün ve ölümün kol gezdiği medeniyetler diyarı Ortadoğu’nun Irak sahasında devam eden zulüm yine ortalığı kan gölüne çevrildi. Zengin yer altı ve yer üst kaynaklarına ve kültürel mirasına sahip olmak için asırlardır Batılı emperyalist devletlerin sefer üstüne sefer düzenledikleri Ortadoğu’nun halkları hazin bir gelecekle karşı karşıya. Bu egemen güçler bölgeye bazen tek başlarına, bazen de birleşerek, bölgede kendilerinden olmayan halklara ölüm korkularını reva gördüler. Ancak kendi elleriyle körükledikleri ateşin içerisinden çıkamadıkları için de, bölgede savaşın, Kaosun kan ve katliamın devam ettirilmesi için çırpınıp durmaktalar.

Şu son bir ay içerisinde bölge üzerinde uygulanmak istenen karanlık senaryoya bakıldığında, ABD, İsrail ve müttefiklerinin, bölgeye yönelik istikrarsızlaştırma stratejilerini bölgenin bir çok yerinde derinleştirmeye çalıştığı görülmektedir. Irak’ta Şiilerin ve Suni Müslüman halkın ibadethanelerine karşı gerçekleştirilen saldırılar, ABD’nin GOP diye adlandırdığı, İsrail’in Güvenlik Kuşağı stratejisi doğrultusunda dini ve etnik çekişme ve çatışmaların körüklenmesi için bölge halkına dayatılıyor.

Zulmün stratejisi Ortadoğu’nun Filistin sahasında halkın etrafını grotesk duvarlarla çevirerek, toplumunun yaşamla olan ilişkisine sınırlar getirerek; Irak’ta ise halkın dini inançlarına ve kültürüne karşı hiçbir kural kaide gözetmeden, vahşet ve zulmün taşeron ve piyon örgütler kanalıyla uygulanması şeklinde devam ediyor.

İsrail, kuruluşundan bu yana, bölgeye yönelik resmi ideolojisinin gereği doğrultusunda, büyük İsrail olarak çağrışım yapan “Arz-ı Mev’ud” (vaat edilmiş, söz verilmiş topraklar), stratejisini hayata geçirmeye çalışmakta. İsrail’in güvenliği için çırpınan Batılı emperyalist güçler, salt onun politik çizgisinde hareket ettikleri sürece bölgede işleri öyle kolay yürümeyecektir. Eğer ABD, salt İsrail’in hesaplarıyla uyumlu bölge politikasında ısrarcı davranırsa bu kendisi için hiçte hayra alemet olmayacaktır.

İsrail’in, bölgede ve Irak’ta stratejisi gereği kriz ve kaosun derinleşmesinden yana olan politikası CIA gibi istihbarat güçlerince de desteklenmektedir. Zira Amerikan siyasetinde ve istihbaratında İsrail tarafgirliğini göz önüne aldığımız zaman, bölgede İsrail’in ne yapmak istediği biraz daha anlaşılmış olur.

İsrail’in aşırı Yahudi milliyetçi (hahamların) üstün ırk anlayışıyla şekillenen politikası bölgede yarım asırdır savaş ve krizin devam etmesine neden olmaktadır. İsrail’in resmi dış politikasına yön veren bu yayılmacı anlayışa göre, bir Yahudi devletinin Araplar ve Müslüman ülkelerle barış yapamayacağı, yapılacak barış anlaşmasının İsrail’in varlığını tehdit edeceği ve Filistin’le yapılacak bir barışın Araplar lehine yeni bir çığırı başlatacağı öngörülüyor. Bu anlayışın bir gereği olarak İsrail’in, Ortadoğu’nun bir çok ülkesinde iç kargaşalar yaratılmasına gizli ve açık destek verdiği bilinmekte.

Bu vesileyle de İsrail, Lübnan’da fay hatlarını tetikleyip dönem dönem ülkedeki politik gidişatı istikrarsızlaştırmaktadır. Barut fıçısı olan Lübnan’ın önümüzdeki süreçte, geçen yıl yaşadığı kaos ortamına tekrar çekilmeye çalışıldığı görülüyor. Bölgenin huzur içerişinde yaşamaması için çırpınan İsrail, ABD ve Batı devletlerinden aldığı destekle bölge devletlerine yönelik, çok yönlü tehdit politikasını sürdürüyor.

Çünkü, Batının, ekonomik, askeri ve politik desteğini arkasına alan İsrail bu anlayışını bölgenin üzerinde tedriç bir şekilde yarım asırdır ilerletmeye çalışıyor. Bu anlamda ABD ve müttefiklerinin Irak işgali, İsrail’in bölge üzerindeki stratejisinde önemli yer tutmaktadır. Irak’ı Ortadoğu’nun merkezi olarak kabul edersek, Irak işgali İsrail’in “Nil’den Fırat’ta kadar olan Beynul-Nahreyn (bereketli Mezopotamya) topraklarındaki büyük İsrail” planı için ve onun ekonomik çıkarlarında önemli bir yer tutuyor. Bundan dolayı da İsrail, Irak’ta kaosun ve krizin devam etmesini destekleyerek, Batı desteğinde çeper ülkelere yönelik sürece yayılmış bir strateji sürdürmeye çalışıyor.

İsrail’in bölgede kendi geleceği için geliştirdiği bir çok stratejik hedefi bulunmaktadır. Lübnan’ın işgali döneminde Suriye ve diğer bölge devletlerine yönelik geliştirdiği strateji; Suriye ve Irak’ın çökertilip etnik ve mezhepsel çatışmalarla parçalanmasını, askeri gücünün zayıflatılmasını veya tahrip edilmesini öngörmekteydi. Buna ek olarak İsrail stratejisinde; Irak’ta bir iç savaş çıkarılarak ülke denetim altına alınmalıdır ve Suriye parçalanıp yok edilmelidir anlayışı hakim. Irak her zaman bölgedeki özel jeopolitik konumundan ve Ortadoğu’daki güç merkezlerine yakınlığından dolayı, ABD’nin yanı sıra İsrail’inde iştahını kabartmış bir coğrafyadır. Bu vesileyle de İsrail Irak’taki istikrarsızlıkta büyük rol oynamaktadır.

Çünkü İsrail’in yayılmacı ve saldırgan politikasının, Amerika’nın dış siyasetinde ve istihbaratında önemli bir ağırlığı vardır. Ve ABD’yi yönlendirmeye çalışan aşırı milliyetçi Siyonist kesim “vaat edilmiş” topraklarda bir Yahudi devletinin yapılandırılması için Ortadoğu’da kargaşayı fitillemekte.

İsrail’in Ortadoğu’ya yönelik uzun vadeli jeo-stratejik hedefleri doğrultusunda, 1950’lerden bu yana Irak’ta ve diğer bölge ülkelerinde aktif muhaberat faaliyetleri tedrici şekilde uygulanıyor.

İsrail’in dış siyaset uzmanlarından biri olan Şimon Peres, yeni Ortadoğu planı doğrultusunda “Ortadoğu’da İsrail eksenli ekonomik düzenin yeniden yapılandırılmasına özen gösterilmeli” derken; Ariel Şaron’un, Altyapı İşlerinden Sorumlu Bakanı Yosef Baritski, Irak’ın işgal edilmesinden sonra, Irak petrollerinin İsrail’e taşınması konuşunda “ABD Enerji Bakanlığı’nın da desteklediği Musul-Hayfa petrol boru hattının yeniden işletmeye açılması ve Irak ham petrolünün İsrail’e transfer edilmesi için Kerkük-Musul, ve Ürdün üzerinden Hayfa petrol boru hattı inşa edeceğiz” diyordu. İsrail’in çok yönlü bir faaliyet içerisinde olduğu Irak pazarı, Amerika için ne kadar hayati öneme sahipse, İsrail içinde o kadar hayati öneme sahip.

Bundan nedenle İsrail Irak pazarında onlarca şirketle aktif bir biçimde yer alıp, çeşitli sektörlerde faaliyet göstermektedir. İsrail’in eski Genelkurmay Başkanı Amun Shahak’ın ve eski başbakanlardan Ehud Barak’ın siyasi danışmanlığını yapmış olan Beni Midan’ın Gıda ve telekomünikasyon alanlarında ve Sunol petrol şirketi örneğinde olduğu gibi bir çok alanda ekonomik yatırımı mevcuttur.

Bölgede, İsrail için hayati önem taşıyan diğer bir konu ise, tatlı içme suları. Bilindiği gibi İsrail su ihtiyacının bir kısmını Türkiye’den ve bir kısmını da Kızıl Deniz’in tuzlu suyunu sterilize ederek karşılamakta. Bu da kendisi için hayli pahlıya mal olmakta. İsrail’in bölgeye yönelik hedeflerinden biri de; Ortadoğu’daki tatlı su kaynakları üzerinde egemenliğini pekiştirmek ve su enerjisi alanındaki hakimiyeti gelecekte bölge devletlerine karşı bir güç olarak kullanabilmektir. Çünkü işgal ettiği Filistin topraklarındaki sınırlı içme suları, nüfusun artması nedeniyle tükenme tehlikesiyle karşı karşıya. Bu nedenle Fırat ve Dicle’nin tatlı sularının Irak’tan alınarak, kendileri için nötr (İsrail’iler öyle görüyor) bir ülke olan Ürdün üzerinden, işgal edilmiş Filistin topraklarına taşınması İsrail’in stratejik hedeflerinden biridir. Yani elli yıldır Filistin topraklarının Ürdün’e bağlanması fikriyatını üreten David Ben Gurion stratejisi halen gündemde. Bundan dolayı da ABD ve müttefiklerinin Irak işgali, İsrail’in Ortadoğu’da yürüttüğü stratejide önemli bir yer arz etmektedir.

Irak’ta, ABD ve müttefiklerinin yanı sıra, İsrail de askeri ve istihbarat gücüyle sürdürdüğü çeşitli faaliyetlerinde, işgal karşıtı muhalif kesimlere ve yabancı uyruklu insanlara yönelik rehin alma, terör ve suikast gibi operasyonlarda aktif olarak yer alıyor. Bu eylemlerinde diğerleri gibi, İsrail de Irak’ta kaos ve kargaşanın devam etmesini sağlayarak, Irak’ın seçilmiş hükümetinin güçsüzlüğünü ve beceriksizliğini ispatlamaya çalışmaktadır. İsrail, işgalin kalıcılaşması için kamuoyunda işgal güçlerine karşı duyulan tepkileri telkin ederek ve işgali meşhurlaştırmak istemektedir. Bu vesileyle de bölge üzerinde egemenliğinin pekişmesi için çabalamaktadır

Milliyet ve Yalan Haberler

Dilciler.com Yazar İntibah

Doğan Medya'nın yaptığı haberler tek tek yalanlanıyor. 'Mini eteklilere kezzap' tan sonra, Milliyet'in iki haberi daha yalanlandı. İşte 'Dün de bunlar oldu' diyen Milliyet'in yalan haberleri:

Doğan Medya Grubu'na ait gazetelerin son günlerde yaptığı yalan haberlere her geçen gün yenileri ekleniyor. Özellikle muhafazakar kesimi hedef alan haberlerinin yalanlanmasıyla meşhur olan Milliyet'in bugünkü sayısında, "Dün de bunlar oldu" başlığıyla verdiği iki haber yalanlandı

"Mini eteklilere kezzap" haberleriyle adeta  korku salan haberleri yalanlanan Milliyet'in 'Diyarbakır'da içki yasağı' ve 'Daire kapılarına Allah yazdılar' başlıklı haberleri asparagas çıktı.

Milliyet'in, "Yıllardır içki servisi yapılan 22 dernek lokalinin ruhsatları, 'içkiğli bölge'de olmadıkları gerekçesiyle iptal edilecek. Diyarbakır Vali Yardımcısı Suat Seyitoğlu imzasıyla yayımlanan tebliğde, 'içkili yer bölgesi'ne taşınmaları halinde lokallerin içki ruhsatlarının 31 Mart 2008 tarihinde iptal edileceği duyuruldu" şeklinde verdiği haber, Diyarbakır  İl Dernekler Müdürlüğü tarafından yalanlandı.

Konuylai ilgili bir açıklama yapan,  Diyarbakır İl Dernekler Müdürü Mehmet Selim, lokallere gönderilen kararın Diyarbakır İçkili Yer Tespiti Komisyonu'nun tarafından aldığını hatırlatarak, tebliğin yasalar çerçevesinde yapıldığını söyledi.

Milliyet'in haberinin gerçeği yansıtmadığını dile getiren Selim, sözkonusu tebligatı 22 değil, sadece içkili bölgeye taşınmayan 17 lokale gönderdiklerini kaydetti.

ALLAH YAZILARI 5 AYLIK ÇIKTI

Milliyet'in "Dün de bunlar oldu" başlığıyla veridiği diğer bir haber olan, "Daire kapılarına 'Allah' yazdılar" başlıklı haber de Zaman Gazetesi tarafından yalanlandı. 

"Milliyet'te 'Dairelerin kapısına Allah yazdılar' başlığıyla yer alan habere apartman sakinlerinden tepki geldi." diyen Zaman Gazetesi haber ilgili gerçekleri ortaya çıkardı.

İşte Zaman'ın, Milliyet'i yalanlayan haberi:

İstanbul'un Bahçelievler Soğanlı Mahallesi Sefakent Sitesi'nde gerçekleşen hadisenin fazla büyütüldüğünü belirten apartman sakinleri, yazının 5 ay önce yazıldığını belirtti.

 Lafzı bile yanlış yazmışlar

Olayın neden şimdi gündeme geldiğine anlam veremediklerini söyleyen site yöneticisi Nilgün Hanım, "Yaklaşık 5 ay önce kimliği belirsiz bir kişi apartmanımıza gelerek bu yazıları yazmış. Büyütülecek bir durum yok. Yan sitedeki komşularımızın kapılarına ise yazılar yeni yazılmış. Biri de olayı gazeteye vermiş." dedi.

Sitede daha çok Alevi vatandaşların kapılarına 'Allah' yazıldığını belirten bir site sakini, bazı daire sahiplerinin bu olaydan dolayı tedirgin olduğunu dile getirdi. Apartman sakinleri, yazıların ne amaçla ve kim tarafından yazıldığını göremediklerini, ancak 'Allah' kelimesini silmeye çekindiklerini vurguladı.

Olayın kötü amaçlı ve provokasyon niteliğinde olduğunu belirten İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı, "Allah, rastgele her yere yazılmaz. Bu bir hürmetsizliktir. Vatandaşlarımız rahatlıkla yazıları silebilir. Bu tür yazıları yazanlar provokasyon niyetindeler." açıklamasını yaptı.

Ayrıca konuyla ilgili bilgi veren din adamları, kapıların üzerindeki Allah lafzının acemice yazıldığını ve kelime üzerinde pek çok hata yapıldığını dile getirdi.

Böylesi Ancak Türkiye'de Olur

Samanyoluhaber.com

Shiftdelete.net'in haberine göre YouTube'a erişim yasağı konusunda memleketimize özel ilklerden biri gerçekleşti ve günlerdir uygulamada olan yasakla ilgili ilginç bir değişiklik oldu. Türk Telekom üzerinden YouTube'a girmeye çalışanlar, iki farklı şekilde engelleniyordu. Bunlardan ilki; alan adı üzerinden yasaklama. Bu yasak, bilgisayarın ağ bağlantı seçeneklerinde bulunan DNS adresi değiştirilince kolayca aşılabiliyordu. Türk Telekom, bu değişiklik üzerine ikinci önlemini de alarak IP üzerinden yasaklamış ve DNS değişikliği işe yaramaz hale gelmişti. İkinci yasağı delmek için ise Proxy kullanmak gerekiyordu.

IP Engeli Kalktı

Bugün yapılan denemelerde Türkiye'nin belirli bölgelerinden Youtube.com'a normal yollarla erişim sağlanabilirken kimi bölgelerde ise erişim halen sağlanamıyor. Konuyla ilgili yetkililerin resmi açıklama yapması bekleniyor.

İlk Mahkeme Kalktı

Bu değişiklik, biraz kafa karıştıran cinsten. Daha önceden YouTube'un ana sayfasına girmeye çalıştığınızda iki mahkeme kararı vardı. Şimdi bir tane var. Hangi video içeriği alan adı yasağı getiriyor, hangi video IP yasağını da hak ettiriyor, merak konusu...